05.10.2008 Türkiye, Almanya’yı Takip Ediyor

05.10.2008
WindoorMarket

Türkiye’de üretilen ürünler genelde Orta Avrupa’daki ürünlerin devamı niteliğini taşımaktadır. Maalesef Türk üreticiler bu teknolojiye çok fazla bir yenilik katmamışlardır.

Roto Frank Türkiye Genel Müdürü Murat ASLAN’la Roto’nun Türkiye ve dünyadaki çalışmaları ve genel olarak aksesuar sektörü üzerine konuştuk. Murat Bey kendisine yönelttiğimiz soruları şöyle yanıtladı:

Türkiye’deki üreticilerin uluslar arası pazardaki yeri neresidir?
Maalesef Türkiye’deki üreticilerin uluslararası pazardaki yerinden bahsedemiyoruz. Türkiye dışında hiçbir yerde Türk aksesuar üreticileri karşımıza çıkmıyor. Balkanlarda ve Rusya’da hasbelkader boy gösteriyorlarsa, ‘o bölgelerde güçlüyüz’ diyorlarsa da sadece Türk profili kullanan pencerecilerde güçlüler. Romanya, Ukrayna, Rusya gibi genel pazar üzerinde hiçbir etkileri bulunmuyor. Bunu da şuradan anlıyoruz, oradaki büyük toptancıların portföyüne girebilmiş değiller. Uluslararası pazarda yer almanın yolu dünyadaki ve Avrupa’daki büyük toptancıların portföyüne girebilmek ve onların satış listelerinde yer almaktır. Şaşırtıcı olan şu, Avusturya Maco’yu saymazsak dünyada çift açılım aksesuar üreticileri Almanya dışında bir tek Türkiye’de var. İlginçtir ki, Avrupa’da bunu yapabilen birkaç tane firma varken, Türkiye’de mantar gibi kısa zamanda birçok firma oluştu. Bu iş, büyük bir teknoloji, sermaye ve ar-ge gerektirmesine rağmen, Türk aksesuar üreticileri bunların hepsinden yoksundur. Buna rağmen bunu gerçekleştirmeleri çok büyük bir başarıdır ama uluslararası pazarlarda pek yerleri yoktur. Almanya ve Türkiye dışında aksesuar üretimi yapabilen bir de Çin vardır. Dolayısıyla bu üç ülkeyi sayabiliriz ama bu üç ülke arasında Almanya ve Türkiye ihracat yapabiliyor. Çin’in bu güne kadar birçok ihracat denemesi olmasına rağmen çok yakın komşularına bile pek fazla ihracat yapabildiği söylenemez. Zaten Çin’deki üretim kendi ihtiyaçlarını ancak karşılıyor. Dolayısıyla ihraç etmelerinin bir anlamı yok. Sonuçta çelik ağır bir metal olduğundan nakliyesi de kolay iş değildir. İlk zamanlarda uluslararası pazarlarda yer alma gibi amaçları olsa da önemli bir patent sorunu var. Ayrıca Çin malı olması Avrupa’da bir sıkıntı yaratıyor. Çünkü bu malı en çok tüketen Avrupalılardır. Çift açılım Avrupa dışındaki kıtalarda çok fazla bilinen, tanınan ve uygulanan bir üretim değildir. Amerika kıtasında bu ürünün pazar payı tek haneli yüzdelerdedir. Bilindiği kadarıyla Afrika kıtasında, Kuzey Afrika ve Güney Afrika Cumhuriyeti dışında hiçbir yerde bu ürünün tüketildiği gözlemlenmemiştir. Asya kıtasında Singapur, Tayland, Malezya gibi gelişmiş ülkelerde az oranda vardır. Mesela Japonya’da PVC ve ahşap için çift açılımın pazar payı hiç yoktur. Orada pencerelerin yüzde doksan beşi alüminyumdur. Alüminyum tipi açılım teknikleri vardır ki bu da genelde tek açılımdır. Avustralya kıtasında çift açılım diye bir şey yoktur. Zaten ihtiyaç da yoktur. Çünkü oranın iklim şartları uygun değildir. PVC ahşap tipi çift açılımın kullanım alanı Avrupa kıtası ve çevresindeki Kuzey Afrika, Asya’nın batısı gibi ülkelerle sınırlıdır.

İleriye dönük bakıldığında buradaki kullanım alışkanlıkları değişir mi?
Bu işin mucidi olan Wilhelm Frank çift açılımı ürettiği zamanki hayali bu ürünü bütün dünyaya satmaktı. Bu hayalden seksenli-doksanlı yıllarda vazgeçti. Çünkü Orta Avrupa’daki iklim şartları bütün dünyada yoktur. Yılın dokuz ayı yaz, üç ayı da bahar yaşayan bir ülkede pencere yerine perde ya da naylon bile kullanılabilir. Bu mimari açıdan pencere sayılır ama tabii ki çift açılım takılamaz. Yılın dört-beş ayı ağır kış, baharları yağışlı geçen, yazı kısa olan bir ülkede bir konutu ekonomik havalandırmanın yolu çift açılımdan geçer. Bu sebeple, çift açılım zaruri bir ürün haline gelir. Havalar ısındıkça, bölge tropikalleştikçe bu ihtiyaç azalıyor. Dolayısıyla bütün dünyaya çift açılım satmanın bir anlamı yoktur. Kaldı ki bir ülkede çift açılımın kullanılabilmesi için yıllık gelirinin en az dört-beş bin dolar seviyesinde olması gerekir. Hindistan gibi yıllık geliri kişi başı iki yüz dolar olan ülkelerde çift açılıma iklim uygun dahi olsa ekonomik durumlar el vermez.

Üretimin Türkiye de yapılması ile elde edilen avantajlar nelerdir? Şu anda Türkiye de üretilmeyen aksesuar çeşidi var mı?
Türkiye’de şu anda üretilmeyen aksesuar çeşidi tabii ki vardır. Türkiye’de üretilen ürünler genelde Orta Avrupa’daki ürünlerin devamı niteliğini taşımaktadır. Maalesef Türk üreticiler bu teknolojiye çok fazla bir yenilik katmamışlardır. Roto kataloguna baktığımız zaman Türkiye’de üretilmeyen çok fazla aksesuar vardır. Türkiye’deki üretici ilk etapta Türkiye pazarına hitap ettiği için ve çıkış noktası da bu olduğu için bu ürünlere ihtiyaç da olmuyor.  Bu firmalar daha sonra Romanya, Ukrayna ve Rusya’ya açıldığı için henüz o ülkelerdeki ihtiyaçlara cevap verebilecek nitelikte değildir. Kaldı ki, o pazarlarda bu tip ihtiyaçları da Roto gibi ürün portföyü geniş olan firmalar karşılıyorlar. O alanda satılma olasılığı düşük olan ürünleri üretmenin bir anlamı yoktur. Bir de eğer bu tip ürünlerin sürümü yüksek olmazsa maliyeti iyice yükselir. Bu anlamda Türkiye’de üretim yapmanın bir avantajı yoktur. Sadece Türkiye vergi cennetidir. Türkiye, Avrupa toprakları üzerinde en güzel vergi kaçırılan ülkelerden biri olduğu için, bu vergi cennetinde vergi vermeden, kayıt dışı üretim yaparsanız ve satarsanız büyük gelirler elde edersiniz. Daha doğrusu işletmeyi ayakta tutabilecek karlılığı elde ederseniz. Çünkü bir firma hariç, Türkiye de üretim yapan firmalar sağladıkları vergi avantajı sayesinde rekabet ortamı yakalayabiliyorlar. Aksi takdirde, fiyat açısından Avrupalı firmalarla rekabet edemeyeceklerdir. Katalogumuzda olup da bizim satmadığımız bir ürün istendiğinde de en fazla altı hafta içinde o ürün tedarik edilir. Dolayısıyla ürün çeşitliliği avantajı da bizdedir. Türkiye için vergi cenneti diyoruz ama bunu biraz abartarak söylüyorum. Türkiye’deki vergiler Avrupa’ya göre oldukça fazladır. Türkiye’de enerji Avrupa’nın en pahalı enerjisidir. Türkiye’de İstanbul, Ankara gibi bir şehirde üretim yapacaksanız emlak fiyatları oldukça pahalıdır. Türkiye’de işçilik, kalitesine göre uygun bir durumda da değildir. Bu anlamda Türkiye’de üretim yapmak hiçbir avantaj sağlamayacaktır. Türkiye’de belki yerli çelikten dolayı bir avantaj var diye düşünürsek bile görüyoruz ki birçok Türk üreticinin kullandığı çelik ithaldir. Demek ki bu konuda da bir avantajımız yoktur. Tek avantajımız var, vergi sistemindeki boşluklardan yararlanıldığı sürece gerek kardan doğan gelir vergisinden gerekse katma değer vergisinden dolayı belli bir kar sağlarsanız, o zaman yüzde yirmi veya yirmi beş gibi bir ilave kar elde edersiniz.

İç ve dış piyasadaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Roto Frank’ın Türkiye’de üretim yapma kararının temelinde Türk pazarına hitap etme amacı yoktur. Avrupa’daki üretim alanlarımızın azaldığını görüyoruz. Zaten orada belli bir metrekare limiti var, yüz binlerce metrekarelik fabrikalar kurulamıyor. Nispeten orta ölçekli fabrikalarla büyüyoruz. Stuttgart Fabrikamız orta büyük ölçekteki bir fabrikadır. Macaristan’daki fabrikamız orta ölçekli bir fabrikadır. Bu iki fabrika en büyük yükü taşır. Dusseldorf ve Avusturya Graz’da fabrikamız var onlar da nispi ölçülerde büyüktür. Moskova Fabrikası Temmuz ayında üretime başladı. Türkiye’de üretim yaparak Asya’ya köprü olan Türkiye’nin lojistik cazibesini kullanmak istiyoruz. Çünkü Roto’nun yakın gelecekteki hedefi, Hindistan’dan Kazakistan’a kadar Orta Asya ülkelerine Türkiye üzerinden hizmet vermektir. Keza Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası’na da yine Türkiye üzerinden hizmet vermeyi amaçlıyoruz. Dolayısıyla Türkiye bir üretim merkezi olarak düşünülüyor, merkez ve ana depo için üretim yapılacak. Dolayısıyla bizim Türkiye’den sağlayacağımız en büyük avantaj, ne vergi ne toprak ne de diğer unsurlardır. Bizim Türkiye’de üretim yaparak sağlayacağımız en büyük avantaj lojistiktir.

Son Tahran Fuarı’nda da standınızı gördük. İran pazarındaki çalışmalarınızla ilgili bilgi alabilir miyiz?
O bölgedeki çalışmalarımız yeni sayılır. Biz yaklaşık yedi veya sekiz senedir İran ile ilgileniyoruz. Son dönemde o ülkelerle ilgili ürün portföyümüzün yeterli olmadığını fark ettik. Roto’nun ucuz ve basit, kalitesi ve fiyatı düşük ürünlerle ilgili bir sıkıntısı vardı. Roto, bugüne kadar malzeme bakımından en iyi ve en pahalı hammaddelerle üretim yapmaya alışmış, katma değer bakımından çok yüksek ürünler üretmiştir. Kurulacak olan fabrikanın temel amacı bu tarz ürünlerin de üretilebilmesidir.

ROTO Türkiye’nin aktif olduğu iç pazardaki bu hareketin dışında ihracat pazarları en güçlü yöndedir. Şu anda ciromuzun da en büyük kısmını ihracat pazarları oluşturmaktadır. Şu anki sorumluluğumuz İran ve bazı Baklan ülkelerdir. Oralardaki pazar hacmimiz, yapılanmamız, personel istihdamımız gün geçtikçe büyüyor. Türkiye bu açıdan iç pazarda üretime odaklı, dış pazarda da ihracatta aktif rolünü oynamaktadır.

İhracat pazarlarında bu ülkelerle ne oranda rekabet edebiliyoruz?
Bu konuda adetlere bakmak lazımdır. Bütün Türk aksesuar üreticilerinin ürettiği çift açılımın adet sayısının Roto’ya yaklaşması bile söz konusu değilse ise burada bir rekabetten bahsetmek söz konusu değildir. Umarım ki, bir Türk vatandaşı olarak önümüzdeki yıllarda bu durum değişir.

Çin malı aksesuarlar dünya piyasasında ne kadar tercih ediliyor?
Çin malı aksesuarı iki yönde değerlendirmek gerekir. Çin’de ahşap ve PVC çift açılımlı kullanım oranı son derece düşüktür. Bizim bildiğimiz aksesuar kullanımı sadece büyük şehirlerdir. Zaten tüketimin %90’ı alüminyumdur. Kırsala gittiğimiz zaman ise perde veya ahşaba çakılmış naylonları görebiliriz. Orada bizim bildiğimiz türden aksesuardan bahsetmek mümkün değildir. Büyük şehirlere gittiğiniz zaman bu sefer pazar daralıyor. Dolayısıyla ürettiğiniz ürünü hem iyi fiyata hem de çok satmak Çin için pek mümkün olmuyor. Alüminyumda da üretilen ürünün fazlası ihraç edilmektedir. İhraç edilen ülkeler genelde komşu ülkelerdir. Japonya’daki pencerelerin %90 alüminyum kullanımı vardır. Kore, Tayvan, güneye indiğimiz zaman Singapur ve Filipinler taraflarına malzeme gitmektedir. Çin malı alüminyum Hindistan’da ve ilginç bir şekilde Orta Doğu da karşımıza çıkabilmektedir. Çok uygun fiyatları olduğu için Dubai’de milyar dolarlık projelerde aksesuarda ağılıklı olarak Avrupa değil Çin malı vardır. Oradan batıya doğru bir geçişe pek rastlamıyoruz. Avrupa topraklarında Çin malı tek tük görünse de Avrupalı kendi ürününü çok güzel bir şekilde koruyabilmektedir. Bunu bir takım sertifikalarla yapabilmektedir. Mimarlarını ve müteahhitlerini de yanlış ürün kullanmama konusunda bilinçlendiriyor. Sonuçta çelik gibi ağır malzeme bir ürün üretildiği noktadan ne kadar uzağa giderse fiyatı da o oranda artmaktadır. Bu anlamda Avrupa nispeten uzak bir pazardır. Amerika Birleşik Devlet’lerine gelindiğinde ise, orada Çin malına Avrupa’ya kıyasla nispeten daha sık rastlanmaktadır. Ama orada da münferit projelerde dikkat çekmektedir. Genelde yerli Amerikan müteahhitlerin projelerinde Çin malına pek rastlanmaz. Güney Amerika’da yine küçük bir oranda pazar payı vardır. Ama alüminyumda ve alüminyumun belirli segmentlerinde ileri teknolojide değil de pencere kolu, kapı menteşesi gibi çok basit, teknoloji ve ar-ge çalışması gerektirmeyen ama bir anda milyon adet üretebileceğiniz ürünler karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de de pek fazla rastlamamaktayız. Haklı olarak çeşitli denemeler ve ithal etmeye çalışanlar vardır. Ama Türk tüketicisi, Türk pencere tüketicisi özellikle alüminyum segmentinde çok bilinçli ve kaliteli bir kitledir. Bu kitle fiyata bakmaksızın kaliteyi arayan bir kitledir. Bu da Türkiye açısından memnuniyet vericidir.

Sektörde araştırma geliştirmeye ne kadar önem veriliyor? Patentli ürünler üretiliyor mu yoksa ürünler birbirinin kopyası olarak mı çoğalıyor?
Sektörde ar-geye inanılmaz önem veriliyor ve inanılmaz paralar harcanıyor. Tabii burada genel olarak sektörü kastediyoruz. Ülkemizde sektör derseniz o zaman iş değişir. ‘Yabancı firmaların ürettiği ürünleri nasıl taklit ederim’ konusuna oldukça zaman ayrılmaktadır. Bu sevindirici, en azından o yönde bir çalışma vardır. Yani ‘kafama göre bir ürün değil de düzgün bir ürünü nasıl üretirim, başkası nasıl üretmiş’ gibi çalışmalar vardır. Gönül ister ki, o firmalarda ar-ge’ye yatırım yapsınlar ama yapmazlar. Çünkü o kadar para kazanmıyorlar. Türkiye’de üretim yapmak çok da karlı değildir. Türkiye’de çift açılım üretim yapan firmalar, aslına bakarsanız, bu işten para kazanamıyorlar. Eğer kağıt üzerinde bir takım oynamalar yapmazlarsa bu işte zarar bile ederler.

Aksesuar konusunda ne gibi kalite belgeleri var, siz bunlardan hangilerine sahipsiniz?
Biz hangi ülkede faaliyet gösteriyorsak, o ülkenin zaruri kalite belgesini almaktayız. Ama zaten Almanya kökenli bir firma olduğumuz için, Almanya’da aldığımız sertifikalar birçok ülkede geçerliliği olan evraklardır. Eğer Almanya’da bir takım sertifikalara ve normlara sahipseniz, birçok ülke bunu kabul etmektedir. Ama Rusya bunu kabul etmiyor, kendi testlerini istiyor, biz de o testleri uyguladık. Roto Frank olarak sahip olunması gereken bütün belgelere, sertifikalara, evraklara sahibiz.

Yurtiçi ve yurtdışı tanıtım çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Yurtiçinde zaten İstanbul Pencere Fuarı’na katılıyoruz. Yurtdışında da mümkün olduğunca İstanbul Pencere Fuar kalitesindeki gibi, aklı başında her türlü fuara katılmaktayız. Roto Türkiye olarak her yıl dört yurtdışı fuarına katılıyoruz. Balkanlar ve Orta Doğu’ya yönelik bu çalışmalarımız devam ediyor. Tabii bu fuarların İstanbul Pencere Fuarı kalitesini yakalayamadığını da eklemek gerek.

Yurtdışı fuarlara bayiler aracılığıyla katılmayı doğru buluyor musunuz? Yoksa firma olarak mı orada bulunmayı tercih ediyorsunuz?
Bu durum ülke bazında değişebilmektedir. Mesela bu sene Balkanlarda bir ülkede bayimiz aracılığıyla katılacağız. Bayimizi katılması için destekliyoruz. İran’da da geçen sene olduğu gibi bayimiz katıldı, biz yardımcı olduk. Bizim açımızdan bayinin ön planda olması daha doğrudur. Eğer o ülkede bayimiz organize değilse veya Türkiye olarak o ülkede ofisimiz varsa, ofis merkez olarak katılır, bayiler iştirak ederler. Bayilere zaten buradan iş gönderildiği için, bayiler de istedikleri ölçüde iştirak ederler. Ama o ülkede organizasyonumuz veya ofisimiz yoksa bayileri desteklemeyi tercih ederiz. Eğer bayi de katılamazsa biz merkez Almanya olarak kendimiz katılabiliriz.

Son olarak neler söylemek istersiniz?
Çift açılım üzerine bir iki şey söylemem gerekiyor. Çift açılım üretmenin temelinde üretim adedi ve bilgi vardır. Adedi yakalayacaksın ve ne yaptığını bileceksin. Bu iki öğenin bir araya gelmesi gerekmektedir. Türkiye’de bazı üreticilerde biraz bilgi var ama hiç birinde yeterli üretim adedi yoktur, her şeyden önce beş veya on milyon adedin geçilmesi gerekmektedir. Daha sonra bu konunun nasıl yapılması gerektiğinin bilinmesi gerekmektedir. O zaman beş Euro’nun altında çift açılım üretebilecek seviyeye gelinebilir. Eğer altı Euro’ya mal edip altı buçuk Euroya satış yapılırsa bu işten para kazanılamaz. Ancak vergi cennetinde kazanılır. Sadece bilmek veya sadece adet de yetmemektedir. Bu ikisini aynı anda olması gerekmektedir. Türkiye’de bu işi az çok bilen birkaç insan var fakat onlar da satış adedini tutturamayacaklarını bildiklerinden bu işe girmiyorlar. Bir Türk olarak isterdim ki Türkiye’den sağlam firmalar çıksın ve ‘bu işi gerçekten yapıyorum ve yapacağım’ desin. Bunların en basit örneklerinden birisi Maco’dur. Maco’nun gelişimine dikkat edersek nereden gelip firmayı nerelere götürdüğünü ve ne hamleler yaptığını görebiliriz. Türkiye’de çift açılım üretmeye çalışan insanlar Maco’nun çalışmalarını iyi incelesinler. O da bu işe sıfırdan ufak bir atölyeyle başladı ve şimdiki yerine geldi. Bu anlamda Maco bir fenomendir. Roto çift açılımın mucididir. Roto, bununla büyüdü ve bunu bütün dünyaya yaydı. ‘Hepsine bir şey olsa Roto’ya bir şey olmaz’ gibi bir gidişat var. Bu anlamda yeni firmalar için örnek alınması gereken firma Roto değil Maco’dur. Eğer bunu denemezlerse şirketlerin ömrü patronların sağlığıyla sınırlı kalır.

  Geri Dön